SANAT EĞİTİMİ
Sanatın Tanımı
Günümüzü algılayıp anlamak, günümüze kadar geçmişte olup
bitenleri ve yapılanları öğrenmek, bilmekle gerçekleşir.
Tarih bize, yazılı belgelerle geçmişten bilgiler sunmaktadır.
Yazıyla beraber insanların duygularını düşüncelerini
çevrelerine ifade edebildikleri en önemli ifade yolu, sanat olmuştur.
Bu yüzden yazının bulunmasına kadar olan süreç hakkında bize
sanat buluntuları bilgi vermektedir.
İnsanların mağaralarda yaşadığı dönemlerde, mağara
duvarlarına yapmış oldukları resimlerden sanatın, insanın yaratıldığı ilk andan
itibaren varolduğu anlaşılmaktadır.
İnsanlar bugünkü teknolojik gelişmelere ulaşıncaya kadarki
süreçte ellerinde bulunan kısıtlı imkanlarla da olsa farklı farklı teknikler
kullanarak heykelcikler yapmışlardır.
Kısıtlı imkanlarla bile insanlar kendini ifade etmeye
çalışmış ve sanat geçmişten günümüze var olmuştur.
Subjektif bir kavram olan sanatın kesin bir tanımını yapmak
mümkün değildir.
Tarihsel anlamda sanat kavramının tartışılması 19. yüzyılın
sonlarında gündeme gelmiştir.
Sanatın bugüne kadar birçok tanımı yapılmıştır.
Bunlardan birkaçı şu şekildedir: Sanat kavramı günümüzde,
genellikle görsel ve plastik sanatlar anlamında kullanılmaktadır.
Sanat, insan ile
doğadaki nesnel gerçekler arasındaki estetik ilişkidir.
Genel olarak sanat insanların doğa karşısındaki duygu ve
düşüncelerini çizgi, renk, ses, söz ve ritim gibi araçlarla güzel ve etkili bir
biçimde kişisel bir üslupla ifade etme çabasından doğan ruhsal faaliyettir.
Önemli bir iletişim aracı olan sanat insan yaşantısı ile
bütünlesen, toplumsal değer ve ideallerin belirlenmesinde, hayata
geçirilmesinde önemli bir faktördür.
Sanat, sözlük tanımıyla da “bir duygunun bir tasarının, veya
bu anlatımlar sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık” ya da “belli bir
uygarlığın ya da topluluğun anlayış ve beğeni ölçülerine uygun olarak
yaratılmış anlatımdır”.
Sanatın Öyküsü adlı kitapta Sanat şöyle tanımlamaktadır:
“Sanat diye bir şey
yoktur aslında.
Yalnızca sanatçılar vardır.
Bir zamanlar bazı adamlar renkli toprakla bir mağaranın
duvarına kabaca bizon resimleri çiziktiriyordu; bugün de bazıları boya
satın alıp duvar ya
da tahta perdeleri resimliyor ve daha birçok başka şeyler üretiyorlar.
Tüm bu etkinlikleri sanat diye tanımlamakta hiçbir sakınca yok,
yeter ki bu sözcüğün yer ve zamana göre birbirinde değişik anlamlara
gelebileceği unutulması.
Ve günümüzde nerdeyse bir korkuluk veya tapınma aracı haline
gelen ve büyük S ile başlayan Sanat’ın var olmadığının
bilincinde olunulsun”
.
Sanatı ifade eden tam bir tanım bulmaktan ziyade, insanların
sanatı benimsemeleri ve hayatları içerisine almaları, daha bilinçli, sanata
karşı duyarlı bir toplum oluşması daha önemlidir.
Sanat genel olarak dörde ayrılır.
1. Plastik sanatlar: Resim, Heykel, Mimarlık
2. Fonetik Sanatlar: Dramatik ve Betimsel sanat etkinlikleri
3. Görüntü Sanatları: Dans, Bale, Opera, Pandomim, Kukla,
Kareografi, Sinema, Fotoğraf.
4. Sözel Sanatlar: Edebiyat (Şiir, Tiyatro Metinleri,
Denemeler, Deyişler, Atasözleri, Halk Masalları.
Sanat insana özgü bir ifadedir.
İnsanlığın ilk var olduğu andan itibaren var olan sanat,
zamana, çağlara göre farklı anlamlar ifade etmiştir.
Sanat bir duygunun veya güzellik kavramının ifade edilmesinde
kullanılan yöntemler ve yaratıcılıktır.
Sanat insanın doğasında mevcuttur.
İnsan olmanın ifadesidir.
Sanat, ilk yaratıştan
itibaren insanların vazgeçilmez bir parçası olmuştur.
Avlanan insanların,
avlanmalarını ve avlarını mağara duvarlarına çizmeleri, insanın içindeki sanat
olgusunun hep var olduğunun göstergesidir.
Sanat, sanatçı ve izleyen arasında olduğu gibi toplumlar
arasında da, çağlar arasında da vazgeçilmez bir iletişim unsurudur.
Sanatın daha çok resim boyutunu inceleyen Lhote; ressamların
salt gördükleri şeyleri yansıtmadıklarını, gördükleri nesne ve görüntüleri
kendi duygularından yola çıkarak farklılaştırdıklarını ifade eder.
İlkel dönemden günümüze yapılan sanat çalışmalarının tümünün
hedefi insan olmuştur.
İzleyicisi ile buluşan sanat yapıtları toplumu etkilerse
kendine yaşam alanı bulmuş, etkileyememişse yok olmuştur.
Özsoy’a göre sanat, kuşakları birbirine bağlayan, insanlığın
sürekliliğini
sağlayan önemli bir alandır.
Bir önceki kuşakları hakkında, bir sonraki kuşağı bir çok
açıdan bilgilendiren, eğiten bir anlatımdır.
İnsanın yaşamında biçimsel olarak bir sanat eğitimi olmasa
bile, kendiliğinden, insanın doğasından gelen bir içgüdü
olarak kendini
gösterecektir.
Bir iletişim yolu olan sanat, insanlar arasındaki engelleri
yok eden, farklı anlatım yollarına sahip bir görsel çeşitliliktir.
Arnstine’e göre; “Okullarda sanat eğitimi olmaz ise okulların eğitici görevi de
azalır.
Başarılı bir eğitim; insanı eğiştirir ve bu değişim insanda
her yönden olmak zorundadır.
Kişi bilgisel açıdan donatılırken, paylaşmayı, başarmayı,
kendi yeteneklerini sunmayı ve aşmayı öğrenmek zorundadır.
İnsanoğlu duygusuz ve sadece beyinle hareket eden bir canlı
olsaydı, belki de sanat eğitimine ihtiyaç olmazdı.
Fakat insan düşünen ve hisseden bir canlıdır.
İşte bu özellik sanat eğitimini, vazgeçilmez yapmaktadır.
Bilgi çabuk öğrenilir, çabuk da unutulur.
Oysa kişinin duygularına ve düşüncelerine yani insani
niteliklerine hitap eden öğrenme, bireyi topluma hazırlar ve ona başarı yolunu
açar.
Yeniliğe ve yaratıcılığa açık olmayan, yalnızca zeka
gelişimine yönelik eğitim yaklaşımını benimseyen toplumların gelişme göstermesi
beklenemez.
Her toplumun kendine ait bir sanat politikası olmalıdır.
Sanat
Eğitimi
Eğitim insanlığın doğuşundan beri süre gelen bir süreçtir.
Hiç şüphesiz ki eğitim bir toplumun yeniliklere ve çağdaş
uygarlığa ayak uydurmasının en önemli araçlarından biridir.
Bireyin yaratıcılık ve yeteneklerinin ortaya çıkarılması ve
geliştirilmesinde, kendini ifade etmesinin sağlanmasında eğitimin rolü
tartışılmaz.
Eğitim insana yapılan uzun vadeli bir yatırımdır.
Bu nedenle eğitim çok doğru plânlanmalı, amaçları çok iyi
saptanmalıdır.
Sanat toplumu oluşturan bireylerin toplumu anlamasını ve
toplum içerisinde kendi yerini bulmasını sağlar.
Topluma tamamen yabancı bireyler için toplumun
değerlerine yönelik
özellikler hakkında sanat bizlere bilgi verecektir.
Sanat toplumların değerlerini belirlemede etken olmakla
beraber, bireyin günlük yaşamının önemli bir parçasıdır.
Günümüzde tüm dünyada etkin olan teknolojik gelişmeler, çağın
gereğini yerine getiren toplumlarda sanat eğitiminin bir anlamda kalitesinin
belirlenmesinde çok önemli bir etken olmaktadır.
“Sanat eğitimi, bireyin içinde yaşadığı dünyayı
algılamasında, topluma ve olaylara duyarlı olmasında son derece önemli bir rol
üstlenmektedir.
“Sanat, toplumsal ve kültürel yaşamda kendine güvenen,
katılımcı, sorumluluk sahibi, üretken kişiliklerin oluşumuna katkı sağlamaktadır’.
Sanat eğitimi, ruhsal ve bedensel bütünlük içerisinde estetik
duygusunun geliştirilip, yaratıcılık gücünün olgunlaştırılması çabasıdır.
Sanat eğitimi daha geniş bir çerçeveden bakıldığında kişinin
duygu, düşünce, izlenimlerini anlatabilme aşamasında,
yaratıcılık gücünün
estetik duygusuyla beraber belli bir düzeye ulaştırılması için yapılan bütün
eğitim faaliyet çabası da denebilir.
“Sanat eğitimi, yalnızca görsel ve plastik alandaki eğitimi
değil, tüm anlatım yollarını kapsayan bir süreç olmalıdır.
Algılama, görmeyi öğrenme, beğeni ve estetik değerlerin
oluşmasıyla
başlayan sanat
eğitimi süreci, yaratma ve yaratımından zevk alma olarak gelişmesini sürdürür”
Sanat öğrenme sürecinin ve bireyin gelişim sürecinin
yardımcısı olabilir.
Sanat karşılıklı duygu ve düşünceler arasında köprü
görevindedir.
İnsanın bu önemli iki yönünün uyumunun sağlanması eğitimin
temel amaçlarındandır.
Bu yüzden sanat, örgün ve yaygın eğitimin içerisinde yer
aldığında, eğitim sürecinin bütününü daha etkili kılabilecek güce sahiptir.
Sanat eğitimi, insanların daha duyarlı olmasını sağlar.
Bu şekilde insan kendini tanıma olanağı bulur ve “kişi” olma
yolunda daha bilinçli ilerler.
Sanat eğitimi; bireyin duygu ve düşüncelerini anlatabilmek,
yeteneğini estetik bir düzeye çıkarabilmek amacıyla yapılan tüm çabalardır.
Plastik sanat eğitimi, bireylerin ve toplulukların sanatsal
ve kültürel bakımdan yetiştirilmesi ile ilgilidir.
Bu yetişme kültürel bilinçlendirme anlamındadır.
Genel eğitim insanın bir bütünlük içerisinde yetişmesi
olduğuna göre, sanat eğitimi genel eğitimin bir parçasıdır denilebilir.
Sanatın bir özgürlük ve bireysel yaratıcılık olgusu olduğu
düşünülürse, sanat eğitiminin kendine has ilkelerinin var olduğunu da
özümseriz.
Bu açıdan bakıldığında, sanat eğitiminin genel eğitim
içerisindeki yerinin
çok iyi belirlenmesi gereklidir.
Sanat eğitimi, 19. yüzyıl başlarında Avrupa’daki kültür
çöküşüne, insanın kendine yabancılaşmasına karşı bir önlem, bir eğitim akımı
olarak ortaya çıkmaya başlamıştır.
Teknoloji ve endüstrinin insan yaşamına getirmiş olduğu
tekdüzelik ve kültürel yozlaşma gibi insanlık için tehlike oluşturan sorunlara
bir çözüm olarak düşünülen “Sanat Eğitimi hareketi”, Almanya’da ortaya çıkar,
gelişir ve bir çok ülkenin genel eğitimine etki eder.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren öncelikle endüstrisi
gelişen ülkelerde sanat eğitimine ilginin arttığı görülür.
20. yüzyıldan bu yana sanat eğitimi kavramı genel olarak
güzel sanatların tüm alanlarını içine alan okul içindeki ve dışındaki sanatsal
eğitimin tanımı olmuştur.
Tarihte, toplumsal gelişmeler sanat eğitimini de önemli
ölçüde etkilemiştir.
Kimi zaman “sanat için sanat eğitimi” anlayışı kimi zaman da
“sanat yoluyla eğitim” anlayışı ön plana çıkmıştır.
Sanat eğitimi bu iki anlayıştan birine ağırlık vermiştir.
Bugün sanat eğitimi
bilimsel ve akılcı temellere oturtulmaktadır.
Bu konuda amaç kendine güvenen bağımsız yeteneklerinin
bilincinde ve bu yeteneğini sonuna kadar kullanan, kendini sadece bugün için
değil yarın için de hazırlayabilen, kendini
yönlendirdiği gibi
çevresini de yönlendirebilen, çevresine, topluma karşı saygı ve sorumluluk
duygusu gelişmiş, dengeli ve duyarlı insanlar kazandırmaktır.
Türkiye’de
Sanat Eğitiminin Tarihsel Gelişimi
Türkiye’de sanatın örgün öğretime girmesi 18. yüzyılda
olmuştur.
Sanat eğitimini Cumhuriyet öncesi dönem ve Cumhuriyet sonrası
dönem olarak iki bölüme ayırmak olasıdır.
Cumhuriyetin
İlanından Önceki Dönemde Sanat ve Sanat Eğitiminin Gelişimi
Türkiye'de 1908 tarihli Meşrutiyet hareketleri ile batılı
anlamda ilk sanat eğitimi hareketleri başlamıştır.
Biçim ve renk sanatlarında Avrupa'ya yönelme gereksinimi, Osmanlı
Devleti'nin batılılaşma hareketinin başladığı bu dönemde duyulmuştur.
Özellikle Mühendishane-i Berri Humayun’da (Kara Harp Okulu)
okutulmaya başlayan resim dersleri ile minyatür ve resim estetiği;
ışık-gölgenin, perspektifin çizgi sanatına girmesiyle etkisini yitirmiştir.
Giderek sanayileşen Avrupa karşısında, yüzünü batıya dönme
gereği duyan Osmanlı, 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile Osmanlı
Devleti’nin de bir batılılaşma, modernleşme, sürecine girdiğini tüm dünyaya
duyurmaya çalışmıştır.
Bu süreçte devlet yöneticileri, devlette kurumsal
Batılılaşmaya yönelirken, toplumda da yeni bir sanat anlayışının benimsenmesini
sağlamışlardır.
Derin kültür değişimlerinin yaşandığı 18. ve 19. yüzyıllar
sanatın her alanında değişik tekniklerin denendiği, yeni sanat dallarının
ortaya çıktığı ve sanat eğitiminin böylece kurumsallaştığı dönemlerdir.
İslam kültürüne göre
benimsenmiş kitap resminden tuval resmine geçerek, suluboya, yağlıboya gibi
resim tekniklerine, perspektif gibi Avrupa resminin geliştirdiği kavramları
uygulamaya koymak, hele heykel gibi İslam kültürüne yabancı bir sanat dalını
kabullenmek ve bunun üzerinde çalışmak Osmanlı için çok kolay olmamıştır.
Bu geçiş döneminde kitap resimlemelerindeki yeniliklerle başlayan
değişim ve gelişim zamanla tuval ve duvar resimlerindeki gelişimle
tamamlanmıştır.
18. yüzyıldan sonra Osmanlı padişahlarının kendi portrelerini
tasvir ettirmeleri, insan tasvirine karşı oluşmuş tabuları yıkarak insan
figürlerinin tasvir edilebileceğini göstermiştir.
Bu yüzden saraydaki portre tasvirleri Osmanlı resim sanatı
açısından ayrı bir önem taşımıştır.
Böylelikle ilk önce saray ve çevresi tarafından benimsenen
batılı tuval resmi Tanzimat’ın ilanından sonra Osmanlı resim sanatına iyice
yerleşmiştir.
III.Selim döneminde
kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Mühendis Okulu), resim derslerine
programı içerisinde yer veren ilk resmi kurumdur.
Mektebi Harbiye-i Şahane (Harp okulu)’da 1834 yılından
itibaren batı tarzı resim dersini programına katmıştır.
Resim dersini yoğun bir şekilde almamış olmalarına rağmen Avrupa
tarzı resim çalışmaları yapan ressamlar bu kurumdan mezun olurlar.
Hüseyin Giritli, Ahmet Bedri ve Fahri Kaptan Türk
primitifleri olarak anılan ve Türk resmine yön veren ressamlardır.
Ferik Ahmet Paşa, Bekir Paşa ve Tevfik isimli Harbiyeli
ressamlar 1835 yılında İngiltere’ye eğitim için gönderilen on iki genç ressam
arasında bulunmaktadır.
Askeri okul resim öğretmenlerinden Şeker Ahmet Paşa ve
Süleyman Seyit Efendi, Sultan Abdülaziz tarafından daha sonra öğrenim için
Avrupa’ya gönderilir.
Avrupa tarzı yağlı boya resmin temeli Şeker Ahmet Paşa’nın dönüşü
ile atılır.
Batılılaşma hareketi kapsamında askeri mühendis okullarının
programına resim ve perspektif dersleri de 1847 yılında ilave edilmiştir.
III. Selim, Abdülmecit, Abdülaziz ve II.Mahmut döneminde
sanata önem verilmesi batılılaşma yönündeki ilk adımlar olarak görülür.
Bu okullarda amaç
sanatçı veya sanat eğitimcisi yetiştirmek değildir.
Sanatçı yetiştirmeyi amaçlayan ilk resmi kurum Sanayi-i
Nefise Mektebi Alisi (Güzel Sanatlar Akademisi), 1883’te İstanbul’da
açılmıştır.
İlk ve ortaöğretimde ilk önce Hüsn-i Hat (Güzel Yazı) dersi,
sonra Resim, Elişleri ve Müzik dersleri 19. yüzyıl sonlarına doğru Programlara
girmiştir.
Okulda resim, heykel
ve gravür öğretiminin yanında mimarlık dersleri de verilir.
Hazırlanan yönetmeliğe göre Sanayi-i Nefise’de Güzel Sanatlar
Eğitimi teorik ve pratik olmak üzere iki koldan yürütülür.
Sanayi-i Nefise Mektebi, güzel sanatlar eğitiminin
gelişmesinde oldukça önemli bir yere sahiptir.
Osman Hamdi'nin müdürlüğünde, Sanayi-i Nefise’nin öğretim sorumluluğu,
1887'den 1908'e kadar yabancılara verilmiştir.
Osman Hamdi'nin Müdürlükten çekilmesi ve Nazmi Ziya-Çallı
Kuşağının Sanayi-i Nefise’de hoca olmaları ile okuldaki yabancı öğretim
elemanları egemenliğini yitirmiştir.
Çallı kuşağının en büyük hizmeti Akademideki ilk eğitmenlik
dönemlerinde ve Cumhuriyetin başında çok heyecanlı bir öğrenci grubunu
yetiştirerek Avrupa'ya göndermeleri olmuştur.
Sanayi-i Nefise’ nin resim atölyelerinde yapılan tüm
çalışmalar, Türkiye'deki resim eğitiminin akademik disipline sokulması yönünden
önemli bir aşama olmuştur.
Bu dönemde portre ve figür çizimlerine önem verilmiştir.
Heykel ve mimarlık eğitimi için ise; Sanayi-i Nefise’de,
yabancı mimar ve heykeltraşlar görev almışlardır.
İstanbul Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi olarak açılan Güzel
Sanatlar eğitimi veren bu kurum, Türk Toplumunun ihtiyacı olan sanat
eğitimcilerini yetiştirmektedir.
1908 yılında Meşrutiyetle birlikte bazı olumlu gelişmeler
görülmüştür.
1908 Meşrutiyetin ilanıyla birçok kurumun yanı sıra sanat
eğitimi veren kurumlarda da batılılaşma hareketleri devam eder.
Fakat dinsel inanışa göre bir canlıyı betimlemenin sakıncalı
görünmesi konusundaki davranış çok uzun süre etkinliğini sürdürür ve bu dönemde
kopyacılık geleneğinin gelişmesini sağlar.
1910 yılında resim iş öğretimi konusunda inceleme yapmak için
Milli Eğitim Bakanı tarafından Almanya’ya gönderilen İsmail Hakkı Baltacıoğlu
1848 yılında kurulan Darülmuallimin (Öğretmen Okulu) mektebine 1909’da Satı
Bey’in müdür olması sonucu önem kazanmış olan Resim ve Elişi derslerinden Resim
dersine
girmiştir.
Avrupa’dan döndükten
sonra 1915 yılında yazılarıyla Resim eğitimine katkıda bulunmanın yanında resim
programı da hazırlar.
Kız öğrencilerin de
sanat eğitimine olanak sağlayan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi Sami Bey’in
müdürlüğünde 1911 yılında açılır.
Birkaç müdür değişikliği
yaşayarak öğrenime devam eden okulda, okul müdüreliği yapmış olan Mihri Müşfik
gibi birçok kadın sanatçı yetişme fırsatı bulmuştur.
İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, cumhuriyetin ilanından sonra
Sanayi-i Nefise Mektebi ile birleştirilmiştir.
Cumhuriyetin
İlanından Sonraki Dönemde Sanat ve Sanat Eğitiminin Gelişimi
Cumhuriyet’in ilanından sonra, her alanda yapılan devrimler
batıyı örnek alan bir tutum sergiler.
Cumhuriyet döneminde
sanat eğitimi alanında kurulmuş Sanayi-i Nefise Mektebi, “Devlet Güzel Sanatlar
Akademisi” adını almış ve 1926'da Namık İsmail, kurumun müdürlüğüne atanmıştır.
Cumhuriyetin toplumsal amacı, akılcı, yaratıcı, yapıcı bir
nesil yetiştirmektir.
Bu amaca ulaşabilmek için; Cumhuriyetin ilk yıllarında,
okullarda Çok Sesli Müzik, Resim, Batı Edebiyatına önem verilmiştir.
1927’de Sanayi-i Nefise Mektebi(Güzel Sanatlar Akademisi)
kendi bünyesinde resim öğretmeni olmak isteyenlere öğretmenlik
formasyonu veren kurs
açılmıştır.
Cumhuriyetin ilk on iki yılında ortaokullara resim
öğretmeni yetiştiren
tek kurum 1927 yılında adı Güzel Sanatlar Akademisi olarak değiştirilen
Sanayi-i Nefise Mektebi’dir.
Bu süreçte Gazi Eğitim Enstitüsünün kurulması Resim
Eğitiminde çağdaş adımlar atıldığının göstergesidir.
Bu Enstitüde yetişen başarılı öğretmenler Türkiye’nin her
köşesinde Güzel Sanatlar Fakültesinin kurucuları olan eğitimcileri, kültür
hayatına kazandırmışlardır.
1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nden John Dewey Türk
Milli
Eğitiminin
geliştirilmesi için hazırlanmış olduğu raporunda, resim eğitimine önem verilmesini,
mevcut öğretmen okullarında ise resim öğretmeni yetiştirilmesi için dersler verilmesini
önerir.
Almanya’dan 1926
yılında Türkiye’ye gelen Frey ve Stiehler sanat ve iş eğitimi alanlarında
çalışmalar yapıp ilkokul ve ortaokul öğretmenlerine kurs verirler.
1932-1933 Eğitim Öğretim yılında Ankara’da Gazi Eğitim
Enstitüsü’nde Resim- İş Bölümü açılmıştır.
Gazi Eğitim Enstitüsü’nün kökleri 1926 yılında kurulan Gazi
Orta
Öğretmen Okulu ve
Eğitim Enstitüsü’ne kadar gider.
Stiehler, öğrencilerin yaratıcılık ve buluş yeteneklerinin
geliştirilmesi, sanat yapıtlarını yorumlayabilecek düşünce ve duyguların
arttırılması için resim ve el işlerinin çok etkili olduğunu söyler.
13 Mart 1924 tarihinde yayınlanan Orta Tedrisat Muallimleri
Kanunu ile ise resim öğretmenleri geçici öğretmen olmaktan kurtulur.
1925-1929 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış olan
Mustafa Necati’nin sanat eğitiminin gelişmesine çok önemli katkıları olmuştur.
Mustafa Necati Avrupa’ya giderek eğitim kurumlarında
incelemelerde bulunmuştur.
Burada gözlem ve deneyimlerini arttıran Mustafa Necati,
Müdürlüğünü İsmail Hakkı Tonguç’un yaptığı Mektep Müzesini kurması, o dönemde
çok ihtiyaç duyulan Sanayi-i Nefise Encümeni (Güzel Sanatlar Kurulu) uzman
kurulunu örgütlemesi ve Alman Eğitim Bilimci Frey ve Stiehler öğretmenliğinde
hizmet içi eğitim amaçlı olarak okullardaki resim ve elişi öğretmenlerinin
katıldığı “İş Prensiplerine Müstenit Tedrisat Kursu”nun açılması
önemli
uygulamalardandır.
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, gerek genel gerekse sanat
eğitimi
politikalarında
etkili olan İsmail Hakkı Tonguç’un sanat eğitimine katkıları çok fazladır.
İsmail Hakkı Tonguç’un sanata bakışında; öğrencinin resmi bir
anlatım aracı olarak görmesi, resimle tasarım becerisini ve yaratıcılığını
geliştirmesi, sanat eserlerini tanıma ve değerlendirme deneyimi kazanması,
resmin doğada bulunan ve gözlenen güzellikleri duyumsatmaya çalışması, çocuğa
ve gence sanatı benimsetmesi gibi düşünceleri bulmak mümkündür.
İlköğretim Genel Müdürlüğü yapan İsmail Hakkı Tonguç Gazi
Orta
Muallim Mektebi
Resim-İş Bölümünü ve Köy Enstitülerinin kuruculuğunu yaparak sanat eğitiminin
yaygınlaşmasını sağlamada önemli bir paya sahiptir.
Gazi Eğitim Enstitüsü 1926-1927 öğretim yılında ortaöğretime
öğretmen yetiştirmek amacıyla kurulmuştur.
1932 yılında Enstitü bünyesinde Resim-iş Bölümü açılmıştır.
Bölümün ilk öğretmeni ve kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’dur.
1932-1935 yılları arasında bölüm başkanlığında yapmıştır.
İsmail Hakkı Tonguç Almanya’daki Sanat eğitimi (iş eğitimi)
kuramlarından etkilenerek, bu kuramları ülkemizin şartlarına uyarlamıştır.
İş Eğitimi derslerini önemsemiş, kuramsal bilgiden daha çok
uygulamalı bilgiyi, aktif olan, devamlı üretken eğitimi savunmuştur.
Tonguç’un eğitim anlayışı bilgiyi sadece bilmekle kalmayan,
bilgiyi kullanabilen
bireyler yetiştirmek olmuştur.
Tonguç kendi sözleriyle düşüncelerini şöyle belirtmiştir.
Sanat eğitiminin amacı ve önemi: “Çocuğu sanatçı gibi
davranabilecek etkinliğe kavuşmakla türlü konuları çeşitli vasıtalarla şekillendirme
olanağına kavuşulur.
Okulda böyle bir durum yaratmanın eğitsel değeri büyüktür…
Çocuğun da, tıpkı sanatçı gibi içinde saklı duygularını ifade
etmek, sanat eseriyle temasta bulunmak suretiyle güzellik zevkini tadacağı
düşünülmektedir.
Bu da ancak okulda sanat havası yaratmak, öğrencilere sanat
alanında çalışma zemini hazırlamak, sanat eseriyle temasa geçirmek ve onları
sanat eseriyle etkileşecekleri bir çevre içinde tutmakla mümkündür”.
İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve öğrencisi İsmail Hakkı Tonguç’un
Türk sanat eğitimi anlayışının gelişip, değişmesinde çok önemli katkıları
olmuştur.
“Resim derslerinin amacı, görme etkinliğini sürekli kılarak
öğrencinin bir konuyu resimle anlatabilecek yeteneklerini geliştirmek,
imgelemini, yaratıcılığını geliştirmeye yönelik çalışmalar yaptırmak, sanatla
ilgili konularda yargılama yapabilecek yetilerini duyarlı kılmak, öğrenciyi
doğanın güzelliklerini duyumsayarak güçlerle donatmak onlarda
biçimlendirme
yetkilerini güçlendirmek, öğrenciyi güzel sanat yapıtlarıyla karşı karşıya getirerek
estetik kişiliklerini oluşturmaktır”.
Cumhuriyet döneminin etkin kültür ve eğitim kurumları Köy
Enstitüleri’dir.
Köylerin birçok yönden kalkınmasını ve eğitilmesini
amaçlayan, iş eğitimi ilkesine dayanan sanat çalışmalarını destekleyen bu
önemli eğitim kurumlarında, Bauhaus etkileri çok açık bir şekilde görülmüştür.
“İş Eğitimi sistemi, çocuğun etkin eğilimlerinden yola çıkar.
Okulda etkinlik eğilimlerinin özellikle dört yönü
geliştirilmelidir.
Bunlar, araştırma, yaratma, anlatım ve estetik yönlerdir.
Öğretim, hiçbir ilgi
uyandırmayan okuma, yazma, aritmetik gibi konularla değil, yaratıcı etkinliklerle
başlamalıdır”.
1940'lı yıllarda Resim-İş dersi, "özgür anlatım"
amacına yönelmiştir.
Öğrencinin yaratıcı çabası yalnız sanat yönünden değildir,
zihinsel yeteneklerini geliştirme düşüncesi yaygındır.
Gazi Eğitim Enstitüsü'nün öğretmenleri, Resim-iş bölümünün
ilk programını hazırlamışlar ve bakanlığın tüm çalışmalarında yer almışlardır.
Bu çalışmalar arasında; kitapların incelenmesi, yeni yazıyla
ilgili tüm çalışmalar, geziler, halk evlerinde kurslar, yarışmalar düzenlemek,
Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili tüm sergilerin hazırlığı, ders araç-gereçlerinin
yapımı, dergiler çıkarmak gibi görevler yer almıştır.
1938'de başlayan geleneksel disiplinlere dönüş kavramı Resim
dersinin saatinin azaltılmasına sebep olmuştur.
1949 yılına kadar Resim dersi bir saat olarak müfredatta yer
almıştır.
Ortaöğretimin ikinci aşaması olarak görülen liselerde 1952
yılına kadar, Sanat Eğitimi ile ilgili herhangi bir ders, müfredatta yer
almamaktadır.
1952-1956 yıllarında seçmeli ders olarak Resim veya Müzik
dersi haftada iki saat olarak uygulanmıştır.
1956 yılında, liselerin Edebiyat Bölümleri'nde, seçmeli
derslerden "Resim dersinin bir saati Sanat Tarihi olarak
uygulanacaktır" denilmiştir.
1957-1970 yıllarında ise lise müfredatında Sanat Tarihi
Edebiyat bölümleri için mecburi dersler arasına alınmış ve Resim dersi de buna
ek olarak mecburi dersler arasında seçilebilecektir.
Meslek okullarındaki sanat eğitimine yönelik olan Resim-Müzik
gibi dersler öğrencilerin yaratıcılıklarını geliştirme gayesinden çok,
öğrencilerin mesleki alanlarında kendilerine yardımcı nitelik taşımaktadır.
Bir başka meslek lisesi olarak, İlköğretmen okullarında
Resim-İş dersi ağırlıklı olarak yer alarak öğrencilerin sanat yönünden
yeteneklerini gelişmesi sağlanmaktadır.
Bu öğrenciler öğretmen olarak hizmet verdikleri sürece, Resim
İş alanında öğrencilere öğretecekleri bilgileri edinmeleri sağlanmaktadır.
Ortaöğretim kurumlarının diğer önemli bir kısmını da, meslek
okulları oluşturmaktadır.
Bu okullar, Endüstri Meslek Liseleri, Sanat Okulları, Yapı
Enstitüleri, Kimya Sanat, Kız Sanat Okulları, Ticaret Okulları Akşam Sanat
Okulları, Matbaacılık Okulu vb. gibi okullardır.
Meslek Okullarının müfredatlarında Teknik Resim, Mesleki Resim,
Desen Kıyafet Tarihi, Resim(Atölye) gibi derslerin yer aldığı görülmektedir.
1946-1947 yılında İstanbul Öğretmen Okulu'nda Resim-İş ve
Müzik Semineri, ilkokullara sanat eğitimi alanında iyi yetişmiş bireyler
göndermek amacıyla açılmıştır,
Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-iş bölümüne böylece bu bölüme
daha iyi hazır öğrenciler alabilmektir.
Seminer bir yıl sonra
kapatılmış fakat kapatılan bu seminer 1951’de ve 1963'de tekrar Resim-iş
alanında gündeme gelmiştir.
1960'lı yıllarda sanat eğitiminde oldukça büyük değişimler
yaşanmıştır.
Bu dönemin görüşüne göre; sanatsal öğrenme bireyin büyüme
sürecinde doğal yönden gelişen bir olgu değildir.
Yalnızca öğretimle gerçekleşebilir.
Görme ve çizme tek başına bir yaratıcılıktır.
Sanat da bir düşünme ürünü, niteliksel olarak bir problem çözmedir.
Barkan’a göre, sanatı öğrenmek için, birey tıpkı bir sanatçı,
bir sanat tarihçisi, bir sanat eleştirmeni gibi davranmalıdır.
Böylece sanat eğitimi "öğrenci merkezli" olmaktan
çıkıp, "disiplin merkezli" sanat eğitimi şekline dönüşmüştür.
Bu yaklaşıma hitap edebilecek öğretmen tipi ise öncelikle eğitimci,
sonra sanatçı olan öğretmen tipidir.
1970'lerde bilgi alanında olan gelişmeler, eğitimin amaç ve
değerlerindeki değişiklikler, toplumsal gereksinimlerdeki farklılıklar,
toplumun sanata ve sanatçıya yaklaşımları; ekonomik, politik, bilimsel açıdan
ve aynı zamanda teknolojik açıdan
gelişmeler, resim-iş
öğretmeni yetiştirmeye yeni bir bakış açısıyla yaklaşılmasına neden olmuştur.
Programlar dört yıla göre yeniden düzenlenmiştir(1974).
Programın yenilik getiren yanı, bir sanat dalında öğrenciye
uzmanlaşma şansı vermesidir.
Bu program; öğrencilerin, dört yıllık lisans eğitiminden
sonra bir üst öğrenime gidebilmelerine de olanak sağlamıştır.
1970’lerde nüfusun giderek fazlalaşması ile tüm alanlardaki
gibi, sanat eğitimi alanında da öğretmen açığı giderek artmıştır.
1966 yılında Resim-iş öğretmeni açığı 700 iken, 1972'de
3126'ya çıkmıştır .
Bu öğretmen açığını bir nebzede olsa gidermek için; Gazi
Eğitim Enstitüsü Resim-iş bölümü Güzel Sanatlar akademisi, İstanbul Eğitim
Enstitüsü Resim-iş bölümü, Güzel Sanatlar akademisi, İzmir Eğitim Enstitüsü
Resim-iş bölümü Güzel Sanatlar akademisi mezunları yanında, resim öğretmenliğiyle
hiç ilgisi bulunmayan; Yüksek Köy Enstitüleri, İlköğretmen Okulları, Kız Teknik
Öğretmen Okulu, Kız Enstitüsü, Sosyal Hizmetler Akademisi, Dil Tarih Coğrafya
Fakültesi vb. okullardan mezun olanlar öğretmen olarak atanmıştır.
1970 yılında toplanan VII. Milli Eğitim Şûrasında
kararlaştırılan "Sanat ve İş eğitimi" programı 5 Nisan 1971 tarihinde
1651 sayılı Tebliğler Dergisinde yayınlanmıştır.
1970-1971 yıllarında liseler içinde Sanat eğitimi Programları
yapılmış fakat, bu programları uygulama olanağı bulunamamıştır.
Sanat eğitiminin gerekli yöntem tekniklerde ve koşullarda
uygulanamamasının bir başka sebebi de her iktidar döneminde farklı
politikaların uygulanmasıdır.
26 Eylül 1983 tarihli Tebliğler dergisinde İş Eğitimi
Programının Temel Eğitimde uygulama şeklini; amaç işleyişi yayınlanmasıyla iş
eğitimi ile ilgili yeni bir uygulama gündeme gelmiştir.
1983-84 öğretim yılında denenip geliştirilmek üzere
sunulmuştur.
1987 tarihinde Resim-iş dersleri orta öğretimde programında
seçmeli dersler arasına girer.
Resim-iş dersi Milli Eğitim Bakanlığı'nın 10 Ağustos 1987'de
2240 sayılı Tebliğler dergisinde 1987-1988 öğretim yılından itibaren
değiştirilen dersler arasında yer almıştır.
Değiştirilen programda Seçmeli dersler; resim, müzik, spor,
bilgisayar dersleri şeklinde belirtilmiştir.
Liselerde seçmeli dersler, Okul öğretmenler kurulunun görüşüyle
okul idaresi, okul ve çevre koşulları dikkate alınarak belirleneceği belirtilmiştir.
Türkiye’de Sanat Eğitimi veren üniversitelerin sayıları
giderek artarken 1989 yılından itibaren ise; Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri
öncelikle İstanbul, Ankara, İzmir'de açılmıştır.
Bu liseler, ilköğretimden sonra yetenekli öğrencilerin yönlendirilmeleri
açısından, Türkiye’de sanat eğitimi alanında önemli gelişmelerden biridir.
Okulun kuruluş amaçları Güzel Sanatlar Dallarında yetenekli
öğrencilerin yaratıcılığını, yorumcu kişiliğini ve yeteneğini geliştirmek,
şeklinde belirlenmiştir.
Bu okullarda Fonetik Sanatlar (Müzik, Şiir vb.), Plastik
Sanatlar (Resim-Heykel vb.), Drama (Sahne ve Görüntü) Sanatları bölümleri yer
alabilir.
Anadolu Güzel Sanatlar
Liseleri’nin eğitim- öğretim programında, ortak dersler, sanat dersleri,
seçmeli dersler, alan uygulamaları ve etkinlikleri yer almaktadır.
1991 yılından sonra Türkiye’de hazırlanan ilk ve orta öğretim
kurumları resim dersleri müfredat programlarında, resim alanı dışında diğer
plastik sanatlar alanlarını kapsayan çalışmalara yer verilmeye başlanmıştır.
Bu yüzden resim ifadesinin içeriğe ters düşmesiyle adının
değiştirilmesi gündeme gelmiştir.
1993 yılında Gazi Eğitim Fakültesi'nin YÖK'e Resim-iş
bölümlerinin isimlerinin değiştirilmesi için sunmuş olduğu yazı yeniden gündeme
gelmiştir.
1992 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulunca
oluşturulan komisyon tarafından 27 Şubat 1992 tarihinde Resim-İş Dersinin
adının "Güzel Sanatlar" ya da "Sanat Eğitimi" olarak
değiştirilmesi için rapor sunulmuştur.
Talim Terbiye Kurulu bu talebi haklı bulmuştur.
Üniversitelerin bu konuda görüşleri alındıktan sonra gerekli
değişiklerin yapılması kararlaştırılmıştır.
1935 yılında ilk mezunlarını vermiş olan Gazi Eğitim
Enstitüsü Resim-İş Öğretmeni yetiştiren ilk kurumken, 1998 yılında bu
kurumların sayısı 20'ye ulaşmıştır.
Günümüzde, "Sanat eğitimcisinin, kendi uzmanlık alanları
dışındaki diğer plastik sanatlar alanlarının genel bilgilerini alması
gerektiği" görüşü benimsenmiştir.
Üniversitelerde mevcut ana sanat dallarının ortak amacı sanat
eğitimcisi yetiştirmek şeklindedir.
1973 yılında
çıkarılan 1750 sayılı "Üniversiteler Kanunu" ile üniversitelere geniş
kapsamlı bir özerklik getirilerek , "Yükseköğretim kurulu"
kurulmuştur.
Yükseköğretim kurumlarından kasıt; üniversite, enstitü,
fakülte, konservatuarlar, yüksekokullar, meslek yüksek okulları uygulama
araştırma merkezleridir.
Plastik sanatlar alanında akademik eğitim ise,
üniversitelerde yükseköğretim düzeyinde verilmektedir.
Liselerden mezun olmuş olan ve sanat eğitimi almak isteyen
öğrenciler, Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan
sınavdan sonra, Güzel Sanatlar Fakülteleri tarafından belirlenen taban
puanlarını alabilen öğrenciler, ilgili fakültelerin özel yetenek sınavlarına
girebilmektedirler.
Üniversitelerin sanat eğitimi veren kurumlarında, takip ettikleri
akademik programda amaçladıkları; hem sanatçı hem de sanat eğitmeni
yetiştirmektir.
Amaçları farklılık göstermiş olsa dahi bu kurumlar; sanatın
gelişimine katkı sağlayan, yüksek öğretim düzeyinde sanat eğitimi veren
kurumlardır.
Bu üniversitelerden;
Marmara Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Dokuz
Eylül Üniversitesi gibi üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültelerinin temeli
Güzel Sanatlar Yüksekokulu’na dayanır ve bu temele dayalı şekilde kurulmuşlardır.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi l Kasım 1955
yılında "Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu" olarak kurulmuş,
1982'de alınan kararla Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu adını
almıştır.
Daha sonraları Güzel Sanatlar Fakültesi olarak Marmara Üniversitesi'ne
bağlanmıştır.
Fakültede, Resim, Heykel, Seramik, Endüstri Ürünleri,
Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, İç Mimari, Sahne Sanatları ve Uygulamalı
Sanatlar Ana Sanat Dallarında eğitim verilmektedir.
Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi (1883) adı ile kurulan ve daha
sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi adını alan bir başka üniversite,
Mimar Sinan Üniversitesidir(1983).
Bu üniversite, çok uzun yıllar Fransız geleneğini sürdürmüş
ve 1930-1968 yıllarındaki reformlar ile üniversiteye çağdaş bir bakış açısı kazandırılmıştır.
Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 1985 yılında
Uygulamalı Güzel Sanatlar Yüksekokulu olarak kurulmuştur.
Kuruluşta Grafik, seramik bölümleri bulunan yüksekokula, daha
sonraki yıllarda heykel, iç mimari, resim, animasyon
bölümleri
eklenmiştir.
Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ise, eğitime 1983-1984
eğitim-öğretim yılında başlamıştır.
Fakültede Resim, heykel, iç mimari, seramik, çevre tasarım,
uygulamalı sanatlar alanlarında eğitim verilmektedir.
Daha sonraki yıllarda, Türkiye’nin diğer bir çok
üniversitesinde Güzel Sanatlar Fakülteleri açılmıştır.
Bunlar arasında; Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi, Kocatepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi gibi fakülteler örnek
olarak verilebilir.
Bu üniversitelerden ilgili alanlardan mezun olan öğrenciler
eğitmen olarak çalışabilecekleri gibi atölyelerde, fabrikalarda, tasarımcı,
sanatçı ya da yönetici olarak çalışabilmektedirler.
Türkiye’de sanat eğitimi öğretmeni yetiştiren okullar Eğitim
Fakülteleri bünyesinde toplanmışlardır.
Amacı sanat eğitimi öğretmeni açığını kapatmak olan bu fakültelerde
Plastik Sanatlar Eğitiminin yanında Eğitim Psikolojisi, Eğitim Sosyolojisi gibi,
Pedagoji derslerine de yer verilmektedir.
Güzel Sanatlar bölümüne bağlı plastik sanatlar eğitimi veren
bu fakültelerde dört yıllık eğitim süresi içerisinde Resim-iş Eğitimi, Müzik
Eğitimi, Tiyatro Eğitimi alanında lisans eğitimi yanında, Yüksek lisans ve
doktora/sanatta yeterlilik düzeyinde
de eğitim verilmektedir.
Sanat eğitimi veren bu üniversitelere; Anadolu Üniversitesi
Eğitim Fakültesi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Atatürk Eğitim
Fakültesi, Çukurova
Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Gazi Eğitim
Fakültesi, Marmara Üniversitesi, 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi, , Selçuk
Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi örnek
olarak verilebilir.
Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, 1996 yılı başlarında Eğitim
Fakülteleri öğretmen yetiştirme programlarının yeniden düzenleme çalışmalarına
başlamış, Eğitim Fakültelerinde lisans ve lisansüstü eğitimde yürütülen
programlarda değişiklikler yapılmıştır.
YÖK-Dünya Bankası, Hizmet Öncesi Öğretmen Eğitimi Projesi
1998'de bitirilmiştir.
Bu projede çeşitli konu alanlarında program geliştirme
çalışmaları yapılmıştır.
Yeni Yapılanmanın iyi bir şekilde yürütülebilmesi için YÖK’ün
kararıyla Eğitim Fakültelerinde uygulanan programları, değerlendirmek,
denetlemek ve geliştirmek amaçlı "Öğretmen Yetiştirme Millî Komitesi"
kurulmuştur.
Sonuç olarak, Öğretmen Yetiştirme Programlarında yer alan
ders içerikleri yeniden belirlenmiştir.
Bu yenileme kapsamında Eğitim Fakültelerinin bağımsız
bölümleri olan Resim-İş ve Müzik Eğitimi Bölümleri tek bir birim adı altında
toplanmıştır ve Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü
olarak yapılandırılmıştır.
Bu birleşme, sanat eğitiminde; ileriye doğru değil, tam
tersine geriye doğru bir gidişe yol açmışsa da, program değişikliklerinin bazı olumlu
özellikleri de göz ardı edilemez.
Türkiye’de son olarak, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) ve Dünya
Bankası’nın 1994–1997 yılları arasında birlikte yürüttüğü Milli Eğitimi
Geliştirme Projesi kapsamında, Eğitim Fakültelerinin yapılanması yeniden
düzenlenmiştir.
Buna göre; Resim-İş Bölümleri ve Müzik Eğitimi Bölümü
kurulmuş olan Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nde Anabilim dalı olarak yerlerini
almıştır.
İdari yapılanmanın yanında, Resim ve Müzik Eğitimi
bölümlerinin sanat derslerinin yarıyıllara göre ders dağılımları, içerikleri ve
de kredileri değiştirilmiştir. Bu değişiklik, 1998–1999 eğitim-öğretim
yılından itibaren
uygulamaya konulmuştur.