21 Ocak 2023 Cumartesi

 SANAT EĞİTİMİ


Sanatın Tanımı


Günümüzü algılayıp anlamak, günümüze kadar geçmişte olup bitenleri ve yapılanları öğrenmek, bilmekle gerçekleşir.

Tarih bize, yazılı belgelerle geçmişten bilgiler sunmaktadır.

Yazıyla beraber insanların duygularını düşüncelerini çevrelerine ifade edebildikleri en önemli ifade yolu, sanat olmuştur.

Bu yüzden yazının bulunmasına kadar olan süreç hakkında bize sanat buluntuları bilgi vermektedir.

İnsanların mağaralarda yaşadığı dönemlerde, mağara duvarlarına yapmış oldukları resimlerden sanatın, insanın yaratıldığı ilk andan itibaren varolduğu anlaşılmaktadır.

İnsanlar bugünkü teknolojik gelişmelere ulaşıncaya kadarki süreçte ellerinde bulunan kısıtlı imkanlarla da olsa farklı farklı teknikler kullanarak heykelcikler yapmışlardır.

Kısıtlı imkanlarla bile insanlar kendini ifade etmeye çalışmış ve sanat geçmişten günümüze var olmuştur.

Subjektif bir kavram olan sanatın kesin bir tanımını yapmak mümkün değildir.

Tarihsel anlamda sanat kavramının tartışılması 19. yüzyılın sonlarında gündeme gelmiştir.

Sanatın bugüne kadar birçok tanımı yapılmıştır.

Bunlardan birkaçı şu şekildedir: Sanat kavramı günümüzde, genellikle görsel ve plastik sanatlar anlamında kullanılmaktadır.

 Sanat, insan ile doğadaki nesnel gerçekler arasındaki estetik ilişkidir.

Genel olarak sanat insanların doğa karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, ses, söz ve ritim gibi araçlarla güzel ve etkili bir biçimde kişisel bir üslupla ifade etme çabasından doğan ruhsal faaliyettir.

Önemli bir iletişim aracı olan sanat insan yaşantısı ile bütünlesen, toplumsal değer ve ideallerin belirlenmesinde, hayata geçirilmesinde önemli bir faktördür.

Sanat, sözlük tanımıyla da “bir duygunun bir tasarının, veya bu anlatımlar sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık” ya da “belli bir uygarlığın ya da topluluğun anlayış ve beğeni ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatımdır”.

Sanatın Öyküsü adlı kitapta Sanat şöyle tanımlamaktadır:
“Sanat diye bir şey yoktur aslında.

Yalnızca sanatçılar vardır.

Bir zamanlar bazı adamlar renkli toprakla bir mağaranın duvarına kabaca bizon resimleri çiziktiriyordu; bugün de bazıları boya
satın alıp duvar ya da tahta perdeleri resimliyor ve daha birçok başka şeyler üretiyorlar.

Tüm bu etkinlikleri sanat diye tanımlamakta hiçbir sakınca yok, yeter ki bu sözcüğün yer ve zamana göre birbirinde değişik anlamlara gelebileceği unutulması.

Ve günümüzde nerdeyse bir korkuluk veya tapınma aracı haline gelen ve büyük S ile başlayan Sanat’ın var olmadığının
bilincinde olunulsun” .

Sanatı ifade eden tam bir tanım bulmaktan ziyade, insanların sanatı benimsemeleri ve hayatları içerisine almaları, daha bilinçli, sanata karşı duyarlı bir toplum oluşması daha önemlidir.

Sanat genel olarak dörde ayrılır.

1. Plastik sanatlar: Resim, Heykel, Mimarlık

2. Fonetik Sanatlar: Dramatik ve Betimsel sanat etkinlikleri

3. Görüntü Sanatları: Dans, Bale, Opera, Pandomim, Kukla, Kareografi, Sinema, Fotoğraf.

4. Sözel Sanatlar: Edebiyat (Şiir, Tiyatro Metinleri, Denemeler, Deyişler, Atasözleri, Halk Masalları.

Sanat insana özgü bir ifadedir.

İnsanlığın ilk var olduğu andan itibaren var olan sanat, zamana, çağlara göre farklı anlamlar ifade etmiştir.

Sanat bir duygunun veya güzellik kavramının ifade edilmesinde kullanılan yöntemler ve yaratıcılıktır.

Sanat insanın doğasında mevcuttur.

İnsan olmanın ifadesidir.

Sanat, ilk yaratıştan itibaren insanların vazgeçilmez bir parçası olmuştur.

 Avlanan insanların, avlanmalarını ve avlarını mağara duvarlarına çizmeleri, insanın içindeki sanat olgusunun hep var olduğunun göstergesidir.

Sanat, sanatçı ve izleyen arasında olduğu gibi toplumlar arasında da, çağlar arasında da vazgeçilmez bir iletişim unsurudur.

Sanatın daha çok resim boyutunu inceleyen Lhote; ressamların salt gördükleri şeyleri yansıtmadıklarını, gördükleri nesne ve görüntüleri kendi duygularından yola çıkarak farklılaştırdıklarını ifade eder.

İlkel dönemden günümüze yapılan sanat çalışmalarının tümünün hedefi insan olmuştur.

İzleyicisi ile buluşan sanat yapıtları toplumu etkilerse kendine yaşam alanı bulmuş, etkileyememişse yok olmuştur.

Özsoy’a göre sanat, kuşakları birbirine bağlayan, insanlığın
sürekliliğini sağlayan önemli bir alandır.

Bir önceki kuşakları hakkında, bir sonraki kuşağı bir çok açıdan bilgilendiren, eğiten bir anlatımdır.

İnsanın yaşamında biçimsel olarak bir sanat eğitimi olmasa bile, kendiliğinden, insanın doğasından gelen bir içgüdü
olarak kendini gösterecektir.

Bir iletişim yolu olan sanat, insanlar arasındaki engelleri yok eden, farklı anlatım yollarına sahip bir görsel çeşitliliktir.

Arnstine’e göre; Okullarda sanat eğitimi olmaz ise okulların eğitici görevi de azalır.

Başarılı bir eğitim; insanı eğiştirir ve bu değişim insanda her yönden olmak zorundadır.

Kişi bilgisel açıdan donatılırken, paylaşmayı, başarmayı, kendi yeteneklerini sunmayı ve aşmayı öğrenmek zorundadır.

İnsanoğlu duygusuz ve sadece beyinle hareket eden bir canlı olsaydı, belki de sanat eğitimine ihtiyaç olmazdı.

Fakat insan düşünen ve hisseden bir canlıdır.

İşte bu özellik sanat eğitimini, vazgeçilmez yapmaktadır.

Bilgi çabuk öğrenilir, çabuk da unutulur.

Oysa kişinin duygularına ve düşüncelerine yani insani niteliklerine hitap eden öğrenme, bireyi topluma hazırlar ve ona başarı yolunu açar.

Yeniliğe ve yaratıcılığa açık olmayan, yalnızca zeka gelişimine yönelik eğitim yaklaşımını benimseyen toplumların gelişme göstermesi beklenemez.

Her toplumun kendine ait bir sanat politikası olmalıdır.


Sanat Eğitimi

Eğitim insanlığın doğuşundan beri süre gelen bir süreçtir.

Hiç şüphesiz ki eğitim bir toplumun yeniliklere ve çağdaş uygarlığa ayak uydurmasının en önemli araçlarından biridir.

Bireyin yaratıcılık ve yeteneklerinin ortaya çıkarılması ve geliştirilmesinde, kendini ifade etmesinin sağlanmasında eğitimin rolü tartışılmaz.

Eğitim insana yapılan uzun vadeli bir yatırımdır.

Bu nedenle eğitim çok doğru plânlanmalı, amaçları çok iyi
saptanmalıdır.

Sanat toplumu oluşturan bireylerin toplumu anlamasını ve toplum içerisinde kendi yerini bulmasını sağlar.

Topluma tamamen yabancı bireyler için toplumun
değerlerine yönelik özellikler hakkında sanat bizlere bilgi verecektir.

Sanat toplumların değerlerini belirlemede etken olmakla beraber, bireyin günlük yaşamının önemli bir parçasıdır.

Günümüzde tüm dünyada etkin olan teknolojik gelişmeler, çağın gereğini yerine getiren toplumlarda sanat eğitiminin bir anlamda kalitesinin belirlenmesinde çok önemli bir etken olmaktadır.

“Sanat eğitimi, bireyin içinde yaşadığı dünyayı algılamasında, topluma ve olaylara duyarlı olmasında son derece önemli bir rol üstlenmektedir.

“Sanat, toplumsal ve kültürel yaşamda kendine güvenen, katılımcı, sorumluluk sahibi, üretken kişiliklerin oluşumuna katkı sağlamaktadır’.

Sanat eğitimi, ruhsal ve bedensel bütünlük içerisinde estetik duygusunun geliştirilip, yaratıcılık gücünün olgunlaştırılması çabasıdır.

Sanat eğitimi daha geniş bir çerçeveden bakıldığında kişinin duygu, düşünce, izlenimlerini anlatabilme aşamasında,
yaratıcılık gücünün estetik duygusuyla beraber belli bir düzeye ulaştırılması için yapılan bütün eğitim faaliyet çabası da denebilir.

“Sanat eğitimi, yalnızca görsel ve plastik alandaki eğitimi değil, tüm anlatım yollarını kapsayan bir süreç olmalıdır.

Algılama, görmeyi öğrenme, beğeni ve estetik değerlerin oluşmasıyla
başlayan sanat eğitimi süreci, yaratma ve yaratımından zevk alma olarak gelişmesini sürdürür”

Sanat öğrenme sürecinin ve bireyin gelişim sürecinin yardımcısı olabilir.

Sanat karşılıklı duygu ve düşünceler arasında köprü görevindedir.

İnsanın bu önemli iki yönünün uyumunun sağlanması eğitimin temel amaçlarındandır.

Bu yüzden sanat, örgün ve yaygın eğitimin içerisinde yer aldığında, eğitim sürecinin bütününü daha etkili kılabilecek güce sahiptir.

Sanat eğitimi, insanların daha duyarlı olmasını sağlar.

Bu şekilde insan kendini tanıma olanağı bulur ve “kişi” olma yolunda daha bilinçli ilerler.

Sanat eğitimi; bireyin duygu ve düşüncelerini anlatabilmek, yeteneğini estetik bir düzeye çıkarabilmek amacıyla yapılan tüm çabalardır.

Plastik sanat eğitimi, bireylerin ve toplulukların sanatsal ve kültürel bakımdan yetiştirilmesi ile ilgilidir.

Bu yetişme kültürel bilinçlendirme anlamındadır.

Genel eğitim insanın bir bütünlük içerisinde yetişmesi olduğuna göre, sanat eğitimi genel eğitimin bir parçasıdır denilebilir.

Sanatın bir özgürlük ve bireysel yaratıcılık olgusu olduğu düşünülürse, sanat eğitiminin kendine has ilkelerinin var olduğunu da özümseriz.

Bu açıdan bakıldığında, sanat eğitiminin genel eğitim
içerisindeki yerinin çok iyi belirlenmesi gereklidir.

Sanat eğitimi, 19. yüzyıl başlarında Avrupa’daki kültür çöküşüne, insanın kendine yabancılaşmasına karşı bir önlem, bir eğitim akımı olarak ortaya çıkmaya başlamıştır.

Teknoloji ve endüstrinin insan yaşamına getirmiş olduğu tekdüzelik ve kültürel yozlaşma gibi insanlık için tehlike oluşturan sorunlara bir çözüm olarak düşünülen “Sanat Eğitimi hareketi”, Almanya’da ortaya çıkar, gelişir ve bir çok ülkenin genel eğitimine etki eder.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren öncelikle endüstrisi gelişen ülkelerde sanat eğitimine ilginin arttığı görülür.

20. yüzyıldan bu yana sanat eğitimi kavramı genel olarak güzel sanatların tüm alanlarını içine alan okul içindeki ve dışındaki sanatsal eğitimin tanımı olmuştur.

Tarihte, toplumsal gelişmeler sanat eğitimini de önemli ölçüde etkilemiştir.

Kimi zaman “sanat için sanat eğitimi” anlayışı kimi zaman da “sanat yoluyla eğitim” anlayışı ön plana çıkmıştır.

Sanat eğitimi bu iki anlayıştan birine ağırlık vermiştir.
Bugün sanat eğitimi bilimsel ve akılcı temellere oturtulmaktadır.

Bu konuda amaç kendine güvenen bağımsız yeteneklerinin bilincinde ve bu yeteneğini sonuna kadar kullanan, kendini sadece bugün için değil yarın için de hazırlayabilen, kendini
yönlendirdiği gibi çevresini de yönlendirebilen, çevresine, topluma karşı saygı ve sorumluluk duygusu gelişmiş, dengeli ve duyarlı insanlar kazandırmaktır.


Türkiye’de Sanat Eğitiminin Tarihsel Gelişimi

Türkiye’de sanatın örgün öğretime girmesi 18. yüzyılda olmuştur.

Sanat eğitimini Cumhuriyet öncesi dönem ve Cumhuriyet sonrası dönem olarak iki bölüme ayırmak olasıdır.


Cumhuriyetin İlanından Önceki Dönemde Sanat ve Sanat Eğitiminin Gelişimi

Türkiye'de 1908 tarihli Meşrutiyet hareketleri ile batılı anlamda ilk sanat eğitimi hareketleri başlamıştır.

Biçim ve renk sanatlarında Avrupa'ya yönelme gereksinimi, Osmanlı Devleti'nin batılılaşma hareketinin başladığı bu dönemde duyulmuştur.

Özellikle Mühendishane-i Berri Humayun’da (Kara Harp Okulu) okutulmaya başlayan resim dersleri ile minyatür ve resim estetiği; ışık-gölgenin, perspektifin çizgi sanatına girmesiyle etkisini yitirmiştir.

Giderek sanayileşen Avrupa karşısında, yüzünü batıya dönme gereği duyan Osmanlı, 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı ile Osmanlı Devleti’nin de bir batılılaşma, modernleşme, sürecine girdiğini tüm dünyaya duyurmaya çalışmıştır.

Bu süreçte devlet yöneticileri, devlette kurumsal Batılılaşmaya yönelirken, toplumda da yeni bir sanat anlayışının benimsenmesini sağlamışlardır.

Derin kültür değişimlerinin yaşandığı 18. ve 19. yüzyıllar sanatın her alanında değişik tekniklerin denendiği, yeni sanat dallarının ortaya çıktığı ve sanat eğitiminin böylece kurumsallaştığı dönemlerdir.

İslam kültürüne göre benimsenmiş kitap resminden tuval resmine geçerek, suluboya, yağlıboya gibi resim tekniklerine, perspektif gibi Avrupa resminin geliştirdiği kavramları uygulamaya koymak, hele heykel gibi İslam kültürüne yabancı bir sanat dalını kabullenmek ve bunun üzerinde çalışmak Osmanlı için çok kolay olmamıştır.

Bu geçiş döneminde kitap resimlemelerindeki yeniliklerle başlayan değişim ve gelişim zamanla tuval ve duvar resimlerindeki gelişimle tamamlanmıştır.

18. yüzyıldan sonra Osmanlı padişahlarının kendi portrelerini tasvir ettirmeleri, insan tasvirine karşı oluşmuş tabuları yıkarak insan figürlerinin tasvir edilebileceğini göstermiştir.

Bu yüzden saraydaki portre tasvirleri Osmanlı resim sanatı açısından ayrı bir önem taşımıştır.

Böylelikle ilk önce saray ve çevresi tarafından benimsenen batılı tuval resmi Tanzimat’ın ilanından sonra Osmanlı resim sanatına iyice yerleşmiştir.

III.Selim döneminde kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Mühendis Okulu), resim derslerine programı içerisinde yer veren ilk resmi kurumdur.

Mektebi Harbiye-i Şahane (Harp okulu)’da 1834 yılından itibaren batı tarzı resim dersini programına katmıştır.

Resim dersini yoğun bir şekilde almamış olmalarına rağmen Avrupa tarzı resim çalışmaları yapan ressamlar bu kurumdan mezun olurlar.

Hüseyin Giritli, Ahmet Bedri ve Fahri Kaptan Türk primitifleri olarak anılan ve Türk resmine yön veren ressamlardır.

Ferik Ahmet Paşa, Bekir Paşa ve Tevfik isimli Harbiyeli ressamlar 1835 yılında İngiltere’ye eğitim için gönderilen on iki genç ressam arasında bulunmaktadır.

Askeri okul resim öğretmenlerinden Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyit Efendi, Sultan Abdülaziz tarafından daha sonra öğrenim için Avrupa’ya gönderilir.

Avrupa tarzı yağlı boya resmin temeli Şeker Ahmet Paşa’nın dönüşü ile atılır.

Batılılaşma hareketi kapsamında askeri mühendis okullarının programına resim ve perspektif dersleri de 1847 yılında ilave edilmiştir.

III. Selim, Abdülmecit, Abdülaziz ve II.Mahmut döneminde sanata önem verilmesi batılılaşma yönündeki ilk adımlar olarak görülür.

 Bu okullarda amaç sanatçı veya sanat eğitimcisi yetiştirmek değildir.

Sanatçı yetiştirmeyi amaçlayan ilk resmi kurum Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi (Güzel Sanatlar Akademisi), 1883’te İstanbul’da açılmıştır.

İlk ve ortaöğretimde ilk önce Hüsn-i Hat (Güzel Yazı) dersi, sonra Resim, Elişleri ve Müzik dersleri 19. yüzyıl sonlarına doğru Programlara girmiştir.

 Okulda resim, heykel ve gravür öğretiminin yanında mimarlık dersleri de verilir.

Hazırlanan yönetmeliğe göre Sanayi-i Nefise’de Güzel Sanatlar Eğitimi teorik ve pratik olmak üzere iki koldan yürütülür.

Sanayi-i Nefise Mektebi, güzel sanatlar eğitiminin gelişmesinde oldukça önemli bir yere sahiptir.

Osman Hamdi'nin müdürlüğünde, Sanayi-i Nefise’nin öğretim sorumluluğu, 1887'den 1908'e kadar yabancılara verilmiştir.

Osman Hamdi'nin Müdürlükten çekilmesi ve Nazmi Ziya-Çallı Kuşağının Sanayi-i Nefise’de hoca olmaları ile okuldaki yabancı öğretim elemanları egemenliğini yitirmiştir.

Çallı kuşağının en büyük hizmeti Akademideki ilk eğitmenlik dönemlerinde ve Cumhuriyetin başında çok heyecanlı bir öğrenci grubunu yetiştirerek Avrupa'ya göndermeleri olmuştur.

Sanayi-i Nefise’ nin resim atölyelerinde yapılan tüm çalışmalar, Türkiye'deki resim eğitiminin akademik disipline sokulması yönünden önemli bir aşama olmuştur.

Bu dönemde portre ve figür çizimlerine önem verilmiştir.

Heykel ve mimarlık eğitimi için ise; Sanayi-i Nefise’de, yabancı mimar ve heykeltraşlar görev almışlardır.

İstanbul Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi olarak açılan Güzel Sanatlar eğitimi veren bu kurum, Türk Toplumunun ihtiyacı olan sanat eğitimcilerini yetiştirmektedir.

1908 yılında Meşrutiyetle birlikte bazı olumlu gelişmeler görülmüştür.

1908 Meşrutiyetin ilanıyla birçok kurumun yanı sıra sanat eğitimi veren kurumlarda da batılılaşma hareketleri devam eder.

Fakat dinsel inanışa göre bir canlıyı betimlemenin sakıncalı görünmesi konusundaki davranış çok uzun süre etkinliğini sürdürür ve bu dönemde kopyacılık geleneğinin gelişmesini sağlar.

1910 yılında resim iş öğretimi konusunda inceleme yapmak için Milli Eğitim Bakanı tarafından Almanya’ya gönderilen İsmail Hakkı Baltacıoğlu 1848 yılında kurulan Darülmuallimin (Öğretmen Okulu) mektebine 1909’da Satı Bey’in müdür olması sonucu önem kazanmış olan Resim ve Elişi derslerinden Resim dersine
girmiştir.

 Avrupa’dan döndükten sonra 1915 yılında yazılarıyla Resim eğitimine katkıda bulunmanın yanında resim programı da hazırlar.

 Kız öğrencilerin de sanat eğitimine olanak sağlayan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi Sami Bey’in müdürlüğünde 1911 yılında açılır.

 Birkaç müdür değişikliği yaşayarak öğrenime devam eden okulda, okul müdüreliği yapmış olan Mihri Müşfik gibi birçok kadın sanatçı yetişme fırsatı bulmuştur.

İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, cumhuriyetin ilanından sonra Sanayi-i Nefise Mektebi ile birleştirilmiştir.


Cumhuriyetin İlanından Sonraki Dönemde Sanat ve Sanat Eğitiminin Gelişimi

Cumhuriyet’in ilanından sonra, her alanda yapılan devrimler batıyı örnek alan bir tutum sergiler.

 Cumhuriyet döneminde sanat eğitimi alanında kurulmuş Sanayi-i Nefise Mektebi, “Devlet Güzel Sanatlar Akademisi” adını almış ve 1926'da Namık İsmail, kurumun müdürlüğüne atanmıştır.

Cumhuriyetin toplumsal amacı, akılcı, yaratıcı, yapıcı bir nesil yetiştirmektir.

Bu amaca ulaşabilmek için; Cumhuriyetin ilk yıllarında, okullarda Çok Sesli Müzik, Resim, Batı Edebiyatına önem verilmiştir.

1927’de Sanayi-i Nefise Mektebi(Güzel Sanatlar Akademisi) kendi bünyesinde resim öğretmeni olmak isteyenlere öğretmenlik
formasyonu veren kurs açılmıştır.

Cumhuriyetin ilk on iki yılında ortaokullara resim
öğretmeni yetiştiren tek kurum 1927 yılında adı Güzel Sanatlar Akademisi olarak değiştirilen Sanayi-i Nefise Mektebi’dir.

Bu süreçte Gazi Eğitim Enstitüsünün kurulması Resim Eğitiminde çağdaş adımlar atıldığının göstergesidir.

Bu Enstitüde yetişen başarılı öğretmenler Türkiye’nin her köşesinde Güzel Sanatlar Fakültesinin kurucuları olan eğitimcileri, kültür hayatına kazandırmışlardır.

1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nden John Dewey Türk Milli
Eğitiminin geliştirilmesi için hazırlanmış olduğu raporunda, resim eğitimine önem verilmesini, mevcut öğretmen okullarında ise resim öğretmeni yetiştirilmesi için dersler verilmesini önerir.

 Almanya’dan 1926 yılında Türkiye’ye gelen Frey ve Stiehler sanat ve iş eğitimi alanlarında çalışmalar yapıp ilkokul ve ortaokul öğretmenlerine kurs verirler.

1932-1933 Eğitim Öğretim yılında Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Resim- İş Bölümü açılmıştır.

Gazi Eğitim Enstitüsü’nün kökleri 1926 yılında kurulan Gazi Orta
Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü’ne kadar gider.

Stiehler, öğrencilerin yaratıcılık ve buluş yeteneklerinin geliştirilmesi, sanat yapıtlarını yorumlayabilecek düşünce ve duyguların arttırılması için resim ve el işlerinin çok etkili olduğunu söyler.

13 Mart 1924 tarihinde yayınlanan Orta Tedrisat Muallimleri Kanunu ile ise resim öğretmenleri geçici öğretmen olmaktan kurtulur.

1925-1929 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmış olan Mustafa Necati’nin sanat eğitiminin gelişmesine çok önemli katkıları olmuştur.

Mustafa Necati Avrupa’ya giderek eğitim kurumlarında incelemelerde bulunmuştur.

Burada gözlem ve deneyimlerini arttıran Mustafa Necati, Müdürlüğünü İsmail Hakkı Tonguç’un yaptığı Mektep Müzesini kurması, o dönemde çok ihtiyaç duyulan Sanayi-i Nefise Encümeni (Güzel Sanatlar Kurulu) uzman kurulunu örgütlemesi ve Alman Eğitim Bilimci Frey ve Stiehler öğretmenliğinde hizmet içi eğitim amaçlı olarak okullardaki resim ve elişi öğretmenlerinin katıldığı “İş Prensiplerine Müstenit Tedrisat Kursu”nun açılması
önemli uygulamalardandır.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, gerek genel gerekse sanat eğitimi
politikalarında etkili olan İsmail Hakkı Tonguç’un sanat eğitimine katkıları çok fazladır.

İsmail Hakkı Tonguç’un sanata bakışında; öğrencinin resmi bir anlatım aracı olarak görmesi, resimle tasarım becerisini ve yaratıcılığını geliştirmesi, sanat eserlerini tanıma ve değerlendirme deneyimi kazanması, resmin doğada bulunan ve gözlenen güzellikleri duyumsatmaya çalışması, çocuğa ve gence sanatı benimsetmesi gibi düşünceleri bulmak mümkündür.

İlköğretim Genel Müdürlüğü yapan İsmail Hakkı Tonguç Gazi Orta
Muallim Mektebi Resim-İş Bölümünü ve Köy Enstitülerinin kuruculuğunu yaparak sanat eğitiminin yaygınlaşmasını sağlamada önemli bir paya sahiptir.

Gazi Eğitim Enstitüsü 1926-1927 öğretim yılında ortaöğretime öğretmen yetiştirmek amacıyla kurulmuştur.

1932 yılında Enstitü bünyesinde Resim-iş Bölümü açılmıştır.

Bölümün ilk öğretmeni ve kurucusu İsmail Hakkı Tonguç’dur.

1932-1935 yılları arasında bölüm başkanlığında yapmıştır.

İsmail Hakkı Tonguç Almanya’daki Sanat eğitimi (iş eğitimi) kuramlarından etkilenerek, bu kuramları ülkemizin şartlarına uyarlamıştır.

İş Eğitimi derslerini önemsemiş, kuramsal bilgiden daha çok uygulamalı bilgiyi, aktif olan, devamlı üretken eğitimi savunmuştur.

Tonguç’un eğitim anlayışı bilgiyi sadece bilmekle kalmayan,
bilgiyi kullanabilen bireyler yetiştirmek olmuştur.

Tonguç kendi sözleriyle düşüncelerini şöyle belirtmiştir.

Sanat eğitiminin amacı ve önemi: “Çocuğu sanatçı gibi davranabilecek etkinliğe kavuşmakla türlü konuları çeşitli vasıtalarla şekillendirme olanağına kavuşulur.

Okulda böyle bir durum yaratmanın eğitsel değeri büyüktür…

Çocuğun da, tıpkı sanatçı gibi içinde saklı duygularını ifade etmek, sanat eseriyle temasta bulunmak suretiyle güzellik zevkini tadacağı düşünülmektedir.

Bu da ancak okulda sanat havası yaratmak, öğrencilere sanat alanında çalışma zemini hazırlamak, sanat eseriyle temasa geçirmek ve onları sanat eseriyle etkileşecekleri bir çevre içinde tutmakla mümkündür”.

İsmail Hakkı Baltacıoğlu ve öğrencisi İsmail Hakkı Tonguç’un Türk sanat eğitimi anlayışının gelişip, değişmesinde çok önemli katkıları olmuştur.

“Resim derslerinin amacı, görme etkinliğini sürekli kılarak öğrencinin bir konuyu resimle anlatabilecek yeteneklerini geliştirmek, imgelemini, yaratıcılığını geliştirmeye yönelik çalışmalar yaptırmak, sanatla ilgili konularda yargılama yapabilecek yetilerini duyarlı kılmak, öğrenciyi doğanın güzelliklerini duyumsayarak güçlerle donatmak onlarda
biçimlendirme yetkilerini güçlendirmek, öğrenciyi güzel sanat yapıtlarıyla karşı karşıya getirerek estetik kişiliklerini oluşturmaktır”.

Cumhuriyet döneminin etkin kültür ve eğitim kurumları Köy Enstitüleri’dir.

Köylerin birçok yönden kalkınmasını ve eğitilmesini amaçlayan, iş eğitimi ilkesine dayanan sanat çalışmalarını destekleyen bu önemli eğitim kurumlarında, Bauhaus etkileri çok açık bir şekilde görülmüştür.

“İş Eğitimi sistemi, çocuğun etkin eğilimlerinden yola çıkar.

Okulda etkinlik eğilimlerinin özellikle dört yönü geliştirilmelidir.

Bunlar, araştırma, yaratma, anlatım ve estetik yönlerdir.
Öğretim, hiçbir ilgi uyandırmayan okuma, yazma, aritmetik gibi konularla değil, yaratıcı etkinliklerle başlamalıdır”.

1940'lı yıllarda Resim-İş dersi, "özgür anlatım" amacına yönelmiştir.

Öğrencinin yaratıcı çabası yalnız sanat yönünden değildir, zihinsel yeteneklerini geliştirme düşüncesi yaygındır.

Gazi Eğitim Enstitüsü'nün öğretmenleri, Resim-iş bölümünün ilk programını hazırlamışlar ve bakanlığın tüm çalışmalarında yer almışlardır.

Bu çalışmalar arasında; kitapların incelenmesi, yeni yazıyla ilgili tüm çalışmalar, geziler, halk evlerinde kurslar, yarışmalar düzenlemek, Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili tüm sergilerin hazırlığı, ders araç-gereçlerinin yapımı, dergiler çıkarmak gibi görevler yer almıştır.

1938'de başlayan geleneksel disiplinlere dönüş kavramı Resim dersinin saatinin azaltılmasına sebep olmuştur.

1949 yılına kadar Resim dersi bir saat olarak müfredatta yer almıştır.

Ortaöğretimin ikinci aşaması olarak görülen liselerde 1952 yılına kadar, Sanat Eğitimi ile ilgili herhangi bir ders, müfredatta yer almamaktadır.

1952-1956 yıllarında seçmeli ders olarak Resim veya Müzik dersi haftada iki saat olarak uygulanmıştır.

1956 yılında, liselerin Edebiyat Bölümleri'nde, seçmeli derslerden "Resim dersinin bir saati Sanat Tarihi olarak uygulanacaktır" denilmiştir.

1957-1970 yıllarında ise lise müfredatında Sanat Tarihi Edebiyat bölümleri için mecburi dersler arasına alınmış ve Resim dersi de buna ek olarak mecburi dersler arasında seçilebilecektir.

Meslek okullarındaki sanat eğitimine yönelik olan Resim-Müzik gibi dersler öğrencilerin yaratıcılıklarını geliştirme gayesinden çok, öğrencilerin mesleki alanlarında kendilerine yardımcı nitelik taşımaktadır.

Bir başka meslek lisesi olarak, İlköğretmen okullarında Resim-İş dersi ağırlıklı olarak yer alarak öğrencilerin sanat yönünden yeteneklerini gelişmesi sağlanmaktadır.

Bu öğrenciler öğretmen olarak hizmet verdikleri sürece, Resim İş alanında öğrencilere öğretecekleri bilgileri edinmeleri sağlanmaktadır.

Ortaöğretim kurumlarının diğer önemli bir kısmını da, meslek okulları oluşturmaktadır.

Bu okullar, Endüstri Meslek Liseleri, Sanat Okulları, Yapı Enstitüleri, Kimya Sanat, Kız Sanat Okulları, Ticaret Okulları Akşam Sanat Okulları, Matbaacılık Okulu vb. gibi okullardır.

Meslek Okullarının müfredatlarında Teknik Resim, Mesleki Resim, Desen Kıyafet Tarihi, Resim(Atölye) gibi derslerin yer aldığı görülmektedir.

1946-1947 yılında İstanbul Öğretmen Okulu'nda Resim-İş ve Müzik Semineri, ilkokullara sanat eğitimi alanında iyi yetişmiş bireyler göndermek amacıyla açılmıştır,

Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-iş bölümüne böylece bu bölüme daha iyi hazır öğrenciler alabilmektir.

 Seminer bir yıl sonra kapatılmış fakat kapatılan bu seminer 1951’de ve 1963'de tekrar Resim-iş alanında gündeme gelmiştir.

1960'lı yıllarda sanat eğitiminde oldukça büyük değişimler yaşanmıştır.

Bu dönemin görüşüne göre; sanatsal öğrenme bireyin büyüme sürecinde doğal yönden gelişen bir olgu değildir.

Yalnızca öğretimle gerçekleşebilir.

Görme ve çizme tek başına bir yaratıcılıktır.

Sanat da bir düşünme ürünü, niteliksel olarak bir problem çözmedir.

Barkan’a göre, sanatı öğrenmek için, birey tıpkı bir sanatçı, bir sanat tarihçisi, bir sanat eleştirmeni gibi davranmalıdır.

Böylece sanat eğitimi "öğrenci merkezli" olmaktan çıkıp, "disiplin merkezli" sanat eğitimi şekline dönüşmüştür.

Bu yaklaşıma hitap edebilecek öğretmen tipi ise öncelikle eğitimci, sonra sanatçı olan öğretmen tipidir.

1970'lerde bilgi alanında olan gelişmeler, eğitimin amaç ve değerlerindeki değişiklikler, toplumsal gereksinimlerdeki farklılıklar, toplumun sanata ve sanatçıya yaklaşımları; ekonomik, politik, bilimsel açıdan ve aynı zamanda teknolojik açıdan
gelişmeler, resim-iş öğretmeni yetiştirmeye yeni bir bakış açısıyla yaklaşılmasına neden olmuştur.

Programlar dört yıla göre yeniden düzenlenmiştir(1974).

Programın yenilik getiren yanı, bir sanat dalında öğrenciye uzmanlaşma şansı vermesidir.

Bu program; öğrencilerin, dört yıllık lisans eğitiminden sonra bir üst öğrenime gidebilmelerine de olanak sağlamıştır.

1970’lerde nüfusun giderek fazlalaşması ile tüm alanlardaki gibi, sanat eğitimi alanında da öğretmen açığı giderek artmıştır.

1966 yılında Resim-iş öğretmeni açığı 700 iken, 1972'de 3126'ya çıkmıştır .

Bu öğretmen açığını bir nebzede olsa gidermek için; Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-iş bölümü Güzel Sanatlar akademisi, İstanbul Eğitim Enstitüsü Resim-iş bölümü, Güzel Sanatlar akademisi, İzmir Eğitim Enstitüsü Resim-iş bölümü Güzel Sanatlar akademisi mezunları yanında, resim öğretmenliğiyle hiç ilgisi bulunmayan; Yüksek Köy Enstitüleri, İlköğretmen Okulları, Kız Teknik Öğretmen Okulu, Kız Enstitüsü, Sosyal Hizmetler Akademisi, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi vb. okullardan mezun olanlar öğretmen olarak atanmıştır.

1970 yılında toplanan VII. Milli Eğitim Şûrasında kararlaştırılan "Sanat ve İş eğitimi" programı 5 Nisan 1971 tarihinde 1651 sayılı Tebliğler Dergisinde yayınlanmıştır.

1970-1971 yıllarında liseler içinde Sanat eğitimi Programları yapılmış fakat, bu programları uygulama olanağı bulunamamıştır.

Sanat eğitiminin gerekli yöntem tekniklerde ve koşullarda uygulanamamasının bir başka sebebi de her iktidar döneminde farklı politikaların uygulanmasıdır.

26 Eylül 1983 tarihli Tebliğler dergisinde İş Eğitimi Programının Temel Eğitimde uygulama şeklini; amaç işleyişi yayınlanmasıyla iş eğitimi ile ilgili yeni bir uygulama gündeme gelmiştir.

1983-84 öğretim yılında denenip geliştirilmek üzere sunulmuştur.

1987 tarihinde Resim-iş dersleri orta öğretimde programında seçmeli dersler arasına girer.

Resim-iş dersi Milli Eğitim Bakanlığı'nın 10 Ağustos 1987'de 2240 sayılı Tebliğler dergisinde 1987-1988 öğretim yılından itibaren değiştirilen dersler arasında yer almıştır.

Değiştirilen programda Seçmeli dersler; resim, müzik, spor, bilgisayar dersleri şeklinde belirtilmiştir.

Liselerde seçmeli dersler, Okul öğretmenler kurulunun görüşüyle okul idaresi, okul ve çevre koşulları dikkate alınarak belirleneceği belirtilmiştir.

Türkiye’de Sanat Eğitimi veren üniversitelerin sayıları giderek artarken 1989 yılından itibaren ise; Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri öncelikle İstanbul, Ankara, İzmir'de açılmıştır.

Bu liseler, ilköğretimden sonra yetenekli öğrencilerin yönlendirilmeleri açısından, Türkiye’de sanat eğitimi alanında önemli gelişmelerden biridir.

Okulun kuruluş amaçları Güzel Sanatlar Dallarında yetenekli öğrencilerin yaratıcılığını, yorumcu kişiliğini ve yeteneğini geliştirmek, şeklinde belirlenmiştir.

Bu okullarda Fonetik Sanatlar (Müzik, Şiir vb.), Plastik Sanatlar (Resim-Heykel vb.), Drama (Sahne ve Görüntü) Sanatları bölümleri yer alabilir.

 Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri’nin eğitim- öğretim programında, ortak dersler, sanat dersleri, seçmeli dersler, alan uygulamaları ve etkinlikleri yer almaktadır.

1991 yılından sonra Türkiye’de hazırlanan ilk ve orta öğretim kurumları resim dersleri müfredat programlarında, resim alanı dışında diğer plastik sanatlar alanlarını kapsayan çalışmalara yer verilmeye başlanmıştır.

Bu yüzden resim ifadesinin içeriğe ters düşmesiyle adının değiştirilmesi gündeme gelmiştir.

1993 yılında Gazi Eğitim Fakültesi'nin YÖK'e Resim-iş bölümlerinin isimlerinin değiştirilmesi için sunmuş olduğu yazı yeniden gündeme gelmiştir.

1992 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulunca oluşturulan komisyon tarafından 27 Şubat 1992 tarihinde Resim-İş Dersinin adının "Güzel Sanatlar" ya da "Sanat Eğitimi" olarak değiştirilmesi için rapor sunulmuştur.

Talim Terbiye Kurulu bu talebi haklı bulmuştur.

Üniversitelerin bu konuda görüşleri alındıktan sonra gerekli değişiklerin yapılması kararlaştırılmıştır.

1935 yılında ilk mezunlarını vermiş olan Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Öğretmeni yetiştiren ilk kurumken, 1998 yılında bu kurumların sayısı 20'ye ulaşmıştır.

Günümüzde, "Sanat eğitimcisinin, kendi uzmanlık alanları dışındaki diğer plastik sanatlar alanlarının genel bilgilerini alması gerektiği" görüşü benimsenmiştir.

Üniversitelerde mevcut ana sanat dallarının ortak amacı sanat eğitimcisi yetiştirmek şeklindedir.

1973 yılında çıkarılan 1750 sayılı "Üniversiteler Kanunu" ile üniversitelere geniş kapsamlı bir özerklik getirilerek , "Yükseköğretim kurulu" kurulmuştur.

Yükseköğretim kurumlarından kasıt; üniversite, enstitü, fakülte, konservatuarlar, yüksekokullar, meslek yüksek okulları uygulama araştırma merkezleridir.

Plastik sanatlar alanında akademik eğitim ise, üniversitelerde yükseköğretim düzeyinde verilmektedir.

Liselerden mezun olmuş olan ve sanat eğitimi almak isteyen öğrenciler, Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan sınavdan sonra, Güzel Sanatlar Fakülteleri tarafından belirlenen taban puanlarını alabilen öğrenciler, ilgili fakültelerin özel yetenek sınavlarına girebilmektedirler.

Üniversitelerin sanat eğitimi veren kurumlarında, takip ettikleri akademik programda amaçladıkları; hem sanatçı hem de sanat eğitmeni yetiştirmektir.

Amaçları farklılık göstermiş olsa dahi bu kurumlar; sanatın gelişimine katkı sağlayan, yüksek öğretim düzeyinde sanat eğitimi veren kurumlardır.

 Bu üniversitelerden; Marmara Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi gibi üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültelerinin temeli Güzel Sanatlar Yüksekokulu’na dayanır ve bu temele dayalı şekilde kurulmuşlardır.

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi l Kasım 1955 yılında "Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu" olarak kurulmuş, 1982'de alınan kararla Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu adını almıştır.

Daha sonraları Güzel Sanatlar Fakültesi olarak Marmara Üniversitesi'ne bağlanmıştır.

Fakültede, Resim, Heykel, Seramik, Endüstri Ürünleri, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, İç Mimari, Sahne Sanatları ve Uygulamalı Sanatlar Ana Sanat Dallarında eğitim verilmektedir.

Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi (1883) adı ile kurulan ve daha sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi adını alan bir başka üniversite, Mimar Sinan Üniversitesidir(1983).

Bu üniversite, çok uzun yıllar Fransız geleneğini sürdürmüş ve 1930-1968 yıllarındaki reformlar ile üniversiteye çağdaş bir bakış açısı kazandırılmıştır.

Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 1985 yılında Uygulamalı Güzel Sanatlar Yüksekokulu olarak kurulmuştur.

Kuruluşta Grafik, seramik bölümleri bulunan yüksekokula, daha sonraki yıllarda heykel, iç mimari, resim, animasyon
bölümleri eklenmiştir.

Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ise, eğitime 1983-1984 eğitim-öğretim yılında başlamıştır.

Fakültede Resim, heykel, iç mimari, seramik, çevre tasarım, uygulamalı sanatlar alanlarında eğitim verilmektedir.

Daha sonraki yıllarda, Türkiye’nin diğer bir çok üniversitesinde Güzel Sanatlar Fakülteleri açılmıştır.

Bunlar arasında; Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Kocatepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi gibi fakülteler örnek olarak verilebilir.

Bu üniversitelerden ilgili alanlardan mezun olan öğrenciler eğitmen olarak çalışabilecekleri gibi atölyelerde, fabrikalarda, tasarımcı, sanatçı ya da yönetici olarak çalışabilmektedirler.

Türkiye’de sanat eğitimi öğretmeni yetiştiren okullar Eğitim Fakülteleri bünyesinde toplanmışlardır.

Amacı sanat eğitimi öğretmeni açığını kapatmak olan bu fakültelerde Plastik Sanatlar Eğitiminin yanında Eğitim Psikolojisi, Eğitim Sosyolojisi gibi, Pedagoji derslerine de yer verilmektedir.

Güzel Sanatlar bölümüne bağlı plastik sanatlar eğitimi veren bu fakültelerde dört yıllık eğitim süresi içerisinde Resim-iş Eğitimi, Müzik Eğitimi, Tiyatro Eğitimi alanında lisans eğitimi yanında, Yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlilik düzeyinde
de eğitim verilmektedir.

Sanat eğitimi veren bu üniversitelere; Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Atatürk Eğitim
Fakültesi, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Dicle Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Marmara Üniversitesi, 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi, , Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi örnek
olarak verilebilir.

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, 1996 yılı başlarında Eğitim Fakülteleri öğretmen yetiştirme programlarının yeniden düzenleme çalışmalarına başlamış, Eğitim Fakültelerinde lisans ve lisansüstü eğitimde yürütülen programlarda değişiklikler yapılmıştır.

YÖK-Dünya Bankası, Hizmet Öncesi Öğretmen Eğitimi Projesi 1998'de bitirilmiştir.

Bu projede çeşitli konu alanlarında program geliştirme çalışmaları yapılmıştır.

Yeni Yapılanmanın iyi bir şekilde yürütülebilmesi için YÖK’ün kararıyla Eğitim Fakültelerinde uygulanan programları, değerlendirmek, denetlemek ve geliştirmek amaçlı "Öğretmen Yetiştirme Millî Komitesi" kurulmuştur.

Sonuç olarak, Öğretmen Yetiştirme Programlarında yer alan ders içerikleri yeniden belirlenmiştir.

Bu yenileme kapsamında Eğitim Fakültelerinin bağımsız bölümleri olan Resim-İş ve Müzik Eğitimi Bölümleri tek bir birim adı altında toplanmıştır ve Güzel Sanatlar Eğitimi  Bölümü olarak yapılandırılmıştır.

Bu birleşme, sanat eğitiminde; ileriye doğru değil, tam tersine geriye doğru bir gidişe yol açmışsa da, program değişikliklerinin bazı olumlu özellikleri de göz ardı edilemez.

Türkiye’de son olarak, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) ve Dünya Bankası’nın 1994–1997 yılları arasında birlikte yürüttüğü Milli Eğitimi Geliştirme Projesi kapsamında, Eğitim Fakültelerinin yapılanması yeniden düzenlenmiştir.

Buna göre; Resim-İş Bölümleri ve Müzik Eğitimi Bölümü kurulmuş olan Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nde Anabilim dalı olarak yerlerini almıştır.

İdari yapılanmanın yanında, Resim ve Müzik Eğitimi bölümlerinin sanat derslerinin yarıyıllara göre ders dağılımları, içerikleri ve de kredileri değiştirilmiştir. Bu değişiklik, 1998–1999 eğitim-öğretim
yılından itibaren uygulamaya konulmuştur.


  SANAT EĞİTİMİ Sanatın Tanımı Günümüzü algılayıp anlamak, günümüze kadar geçmişte olup bitenleri ve yapılanları öğrenmek, bilmekle g...